REKABETÇİ PAZARLAMA

improvements_1Temeli eskiden beri süregelen klasik pazarlama anlayışının değişmesiyle birlikte ürün odaklı pazarlamadan müşteri odaklı pazarlamaya geçildi. ”İstediğiniz renk otomobili seçebilirsiniz, siyah olmak şartıyla…” felsefesine dayanan ürün odaklı pazarlama, pazarın genişlemesi ve hedef kitlenin beklentilerinin farklılaşmasıyla müşteri odaklı pazarlamaya dönüştü.

Bununla birlikte artık satışı belirleyen üretilen ürün değil, müşterinin istediği ürün oldu. Bu da firmalar arasında bir rekabet ortamının gelişmesine neden oldu.

”Aynı işi yapan kimseler ya da kuruluşlar arasındaki daha iyiye ulaşma” olarak sözlüklere geçen rekabet kelimesi, Adam Smith tarafından ”Müşterilerin beğenisini kazanmak için işletmeler arasındaki savaş” şeklinde ifade edilmiştir. Herhangi bir sektörde varlığını sürdüren her firmanın bir rekabet stratejisi vardır. Rekabet, pazarlamayı da doğrudan etkileyeceğinden ”rekabetçi pazarlama” ortaya çıkar. Rekabetçi pazarlama stratejileri her firma için kendi şirket politikaları çevresinde şekillenir.

Müşterilerin beğenisini kazanmak için işletmeler arasındaki savaş

Genel rekabetçi pazarlama stratejilerinden ilki maliyet liderliğidir. Bu stratejiyle işletme, rakiplerinden düşük maliyetle üretim ve dağıtım yaparak müşterilerine ürünü sunar. Düşük maliyet, pazara yeni girenlerin giriş engelidir. Maliyet liderliğinde amaç; düşük fiyat ile geniş kitlelere ulaşmak ve bu şekilde pazar elde etmektir.

Rekabetçi pazarlama stratejilerinden ikincisi farklılaştırmadır. Bu strateji, eşsiz ürün veya hizmet sağlayarak diğerlerinden farklı bir şey üreterek/sunarak tüketicide ”kimsede olmayana sahip olma” algısı yaratma amacındadır. Farklılaştırma stratejisinde maliyet liderliğinin aksine fiyat odağı bulunmaksızın tüketiciyle ürün arasında bir bağ oluşturma esastır. Bu şekilde müşteri sadakati oluşturur ve genellikle daha fazla ücret aldığı için ortalamanın üstünde kâr elde eder.

Bir diğer strateji ise odaklanmadır. Odaklanma stratejisinde firma, tüm pazarın dikkatini çekmektense belirli bir segmente konstantre olur. Burada amaç dar bir hedef kitlenin özel ihtiyaçlarına hizmet edebilmektir.

Maliyet liderliği stratejisinde ulaşılabilirlik fazla olduğundan satılan ürün geniş kitlelere hitap eder ve tüketicide ”öznellik” hissi uyandırmaz. Yurtdışından Walmart, Dell gibi firmaları buna örnek gösterebileceğimiz gibi ülkemizden de LCW, Pegasus Hava Yolları’nı buna ekleyebiliriz.

Farklılaştırma stratejisi maliyet liderliğinin aksine her tüketici için özelleştirilebilir ürünler sunar. Nike’ın ”Air Force’unu kendin tasarla!” uygulaması, Volvo’nun güveni; BMW ve Rolex’in statü ve prestiji göstermesi veya Apple ürünleri farklılaştırma stratejisine birer örnek teşkil eder.

Odaklanma stratejisi belirli bir niş pazara uygulanabildiği için diğer iki stratejiden daha farklıdır. Hedef kitlenin ihtiyaçlarını karşılayarak farklılaşır, ya da bu hedefe hizmet vererek maliyet düşüklüğünü sağlar veya her ikisini birlikte başarır. Müşteri bu ayrıcalıklı ürüne başka bir şekilde ulaşamayacağını düşündüğü için odaklanma stratejisi uygulayan işletmeler müşterinin gözünde önemli bir değere sahiptir. Baby Tv’nin ve tuvalet kağıdı imalatçısı Potlatch Corporation’ın odaklanma stratejisinin bir ürünü olduğunu söyleyebiliriz.

Yukarıda bahsettiğimiz bu üç durumun dışında rekabet kavramını kendi içinde yeniden tanımlayan bir olgu daha vardır: Mavi Okyanus Stratejisi. Mavi okyanus stratejisi şirketlerin rekabet ötesine geçip kendi özel pazarlarını yaratarak rakiplerinin olmadığı bir alanda istedikleri kadar büyümeyi temel almaktadır. Mavi okyanus henüz var olmayan endüstrileri yani bilinmeyen pazar paylarını kapsar. Bu yüzden bu stratejide halihazırda bir talepten bahsedemeyiz çünkü talep yeni yaratılır. Örneğin sosyal medya olarak adlandırdığımız kavram 20 yıl önce bugünkü kadar yoktu. Böylece şu anda var olmayan birçok endüstrinin gelecekte var olabileceğini söyleyebiliriz.

Şirketler belirli bir alanda pazar lideri konumuna gelebilmek için rekabet ederler. Pazarlamanın evrimiyle birlikte şirketler ürettikleri ürünü satmaya değil, hedefledikleri tüketicilerin istek ve ihtiyaçlarına uyan ürünler geliştirerek rekabet üstünlüğü elde etmeye başladılar. Tüm bunları birleştirdiğimizde rekabet üstünlüğünün aslında tüketicinin zihninde beklentilerinin şekillenmesi ve gelişmesiyle sağlandığını söyleyebiliriz.

Kaynaklar:

-Pazarlamasyon

-Blue Ocean Strategy – W. Chan Kim, Renée Mauborgne

Neden Pazarlama 3.0?

Pazarlama sözcüğü Türkiye’de ilk olarak, İktisat Fakültesi İşletme İktisadı Doçenti olan Dr. Mehmet Oluç’un 1957 yılında, “Pazarlama Prensipleri ve Türkiye’de Tatbikatı” başlıklı bir kitap yazması üzerine dilimize girer. Sözcük çok tartılır ama marketing karşıtı olan bir kavram olarak kabul görür. (Neyzi, 1990: 4)

Pazarlama, müşteri ilişkilerinin işletme amaçlarına ulaşılmasını sağlayacak biçimde yönetilmesidir. En kısa tanımlarından biri “ihtiyaçları karlı şekilde karşılamak” tır.  Bu tanımdan yararlanarak pazarlamanın iki amacı olduğunu söyleyebiliriz:

1.İhtiyaç ve isteklerini karşılayacak değeri vaat ederek yeni müşteriler kazanmak

2.Müşteri memnuniyetini sağlayarak, mevcut müşterileri tutmak ve işletme için daha değerli müşteriler haline getirmek

İhtiyaç, istek, talep, ürün, değer, değişim ve ilişki kavramları pazarlama ile ilgili temel kavramlardandır. İhtiyaç; insanların temel doygunluktan yoksun olduğunu hissetme durumu, istek ise ihtiyaç doyuracak özellikleri olan mal-hizmet ya da düşüncelere karşı koyulan eğilimdir.

Pazarlama ürünün fabrika çıkışından nasıl satılacağına kadar olan süreci yönetmektir. EBay, insanların en çok istedikleri ögelerin bazılarını bulamadığını fark ettiğinde bir çevrim içi açık artırma bilgi bankası kurdu. IKEA, insanların önemli ölçüde düşük fiyatlarla iyi mobilyalar istediklerini fark ettiğinde, mobilya imal etti. Bu iki firma pazarlamaya özveri gösterdi ve özel veya toplumsal ihtiyacı karlı bir iş fırsatı haline getirdi.

Pazarlama yıllar içinde üç aşamadan geçmiştir. Pazarlama 1.0’da ürünler oldukça basit ve kitlesel bir pazara satılmak üzere tasarlanıyordu. Buradaki hedefin standartlaştırma ve kitlesel üretim olduğu söylenebilir. Henry Ford’un Model T(1908-27) otomobilindeki “Her müşteri istediği renkte arabaya sahip olabilir, siyah olduğu sürece” stratejisiyle dünyada en çok satan otomobil olarak 3. Sıraya (16,5 milyon satış) yerleşmiş olabilir ancak bu “ne üretirsem onu satarım ” düşüncesini geride bırakacak değişimler oluşmuştur. Pazarlama 2.0’da müşteri bilgi bakımından donanım sahibi, ürünleri muadilleriyle kıyaslayabilme özelliğinde ve ürünün değerini belirleyebilme yeteneğindedir. Odak noktası sıkı promosyon ve satış faaliyetleri, müşteri taleplerini dikkate alma, çok hızlı satış devri ile sağlanan karlılıktır. Ancak zaman zaman yanıltıcı reklam kampanyalarına başvurulabilmektedir. “Müşteri kraldır.” sözü geçerlidir ve “Tüketiciyi tatmin ederek kar sağlama” anlayışında müşteriler ürünlerin sunduğu bir çok özellik arasından ve çok sayıda alternatif içinden seçim yapabilmektedir. Bu anlayış müşterileri tatmin etse de sosyal sorumluluğu ihmal ettiği ve toplumsal sorunlara kayıtsız kaldığı gerekçesiyle eleştirilmiştir.

Pazarlama 3.0’ın ya da değere dayalı pazarlama çağı tüketici ve tüketici tatminini ortaya çıkartan bir yönetim felsefesidir. İnsanları sadece tüketici olarak görmeyip, onlara aklı kalbi ve ruhu olan “insanlar” olarak yaklaşmaktadır. Şirketler, müşterilerin Heinz ketçap şişelerinin ön etiketlerindeki kişiselleştirilmiş mesajlar gibi müşterilerin ürünlerini özelleştirmelerine olanak tanıyor.

Pazarlama faaliyeti mamulün üretiminden önce başlanarak; pazarlanacak mal ve hizmetlerin bugün ve gelecekteki tüketicilerinin ihtiyaç ve isteklerini belirlemeye çalışmaktadır. Seçtikleri ürün ve hizmetlerde sadece işlevsel ya da duygusal tatmin değil insan ruhunun tatmini de aranmaktadır.

Pazarlama 3.0’daki tüketici tatmininin pazarlama 2.0’a göre farkı şirketlerin toplumsal sorunlara çözümler sunmak istemesiyle daha büyük misyon ve vizyonlar ile uzun dönemde karlılık beklentisi olarak ifade edebiliriz. Turkcell’in Kardelenler projesiyle 28.000 kız çocuğa ulaşarak 13 yılda Turkcell’den bağımsız bir marka halini alması eğitimde fırsat eşitliği sağlama amacına ulaşmasını desteklemiştir.

İş dünyasını pazarlama 3.0’a yönelten üç büyük kuvvet katılım çağı, küreselleşme paradoksu çağı ve yaratıcı toplum çağıdır. İlk seviyede sanayi devrimi, ikinci seviyede enformasyon teknolojisi ve internet hayat bulmuştur. Bireylerin ve toplumların bağlantılılığını ve karşılıklı etkileşimde olduğunu sağlamakta olan yeni dalga teknolojiyle katılım çağında haberleri, fikirleri, eğlenceyi insanlar yaratır ve tüketir. Yeni dalga teknoloji insanların, tüketiciden üretici-tüketiciye dönüşmesine imkan sağlar. Düşük maliyetli ve tarafsız olduğundan sosyal medya, pazarlama iletişiminin geleceğidir. IBM, Hewlett-Packard ve Microsoft’ta çalışan araştırmacılar profilleri çıkarmak, çalışanları ve tüketicileri için daha iyi iletişim sistemini kurmak amacıyla sosyal medya verilerini kullanmaktadırlar.

Pazarlama 3.0’ı teknoloji haricinde küreselleşme de etkiler. Küreselleşmenin farkı karşı dengeleri uyaran bir kuvvet olmasıdır. Doğru denge arayışında paradokslar yaratabilir. Örneğin dünyaya demokrasi hakim olurken, demokratik olmayan Çin’in dünyanın fabrikası haline gelmesi gibi.

Ülkemizdeki sosyal pazarlamaya yönelik bazı projeler;

Eti Çoçuk Tiyatrosu Projesi

Doğan Gazetecilik Baba Beni Okula Gönder Projesi

Opet Temiz Tuvalet Projesi

Boyner İyiliğe Dönüştür Projesi

Visa Paramı Yönetebiliyorum Projesi

 

Kaynaklar:

Marketing Management, Kotler Keller

Pazarlama 3.0, Philip Kotler

Sosyal Pazarlama Kavramının Analizi, Araş. Gör. Sergim KURTOĞLU

 

Müşteri Oltadaki Balık Değildir

Bir firmadaki en önemli başarı kriteri bir müşteriye sahip olmaktır. Bir girişimci yeni firma kurarken potansiyel müşteriyi baz alarak kurar. Bu firma faaliyete geçtiğinde müşteri de potansiyel olmaktan sıyrılır gerçek müşteri haline dönüşür. Rekabet ortamında gün geçtikçe adından söz ettiren bu firmanın artık sabit müşterileri olacaktır. Peki müşteride sabit durma fikrini oluşturan etken nedir?

Buradaki faktör satıcı firmanın müşterisine ‘bir bebek gibi ilgilenme’ formulüdür. Bir müşteri sizi tercih ettiğinde onu dikkatlice dinleyin, isteklerine olabildiğince zamanında cevap verin,  sizden ne istiyorsa yapın ve bence en önemlisi de sizden isteme becerisini sağlayın.

Pazarlamada çok bilinen bir gerçek vardır ki; Yeni bir müşteri elde etmenin var olan bir müşteriden en az beş kat daha maliyetli olduğudur.(Weinstein,2002) İşletmelerin elbette yeni müşterilere ihtiyacı olacaktır ancak var olan müşteriyi elinde tutarak!

Philip Kotler müşteri elde tutmanın anahtarının, müşteri tatmini olduğunu ifade etmektedir. Kotler tatmin olmuş müşterilerin;

Uzun süre sadık kalacağını,

Organizasyon hakkında olumlu konuşacağını,

Rekabete daha az dikkat edeceğini,

Organizasyona hizmet fikirleri sunacağını,

Ve hizmet etmede yeni müşterilerden daha az maliyetli olacağını ifade etmektedir.

Tabi ki bu durumda firmanın da müşterilerine sağlaması gereken birkaç püf nokta bulunuyor;

  • Müşterilerinizi iyi araştırmak,
  • İlk 100’e giren müşterilere özel teklifler sunmak ve teşekkür mektubu göndermek
  • Her fırsatta ürün ve hizmetlerinizi önerip onlara satış yapmaktan çekinmemelisiniz.

Ürünleriniz istediğiniz kadar pahalı ve yüksek miktarda olabilir eğer ki ürünlerinize o müşterilerin ihtiyacı varsa sizi dikkate alacaktır. Yeni çıkan ürün katoloğunuzu, dönemlik kampanyalarınızı ya da güncellenmiş fiyat listenizi müşterinizle paylaşmanız o ürüne ihtiyacının farkında olmayan bir müşteri için fikir kaynağıdır aynı zamanda rekabetten sıyrılarak avantajlı olan firma konumuna erişirsiniz.

Daha önce çalışmakta olduğum bir dış ticaret sektöründeki bir firmanın yurt dışındaki müşterisine talepleri doğrultusunda ürünleri gönderilmişti. Gönderilen bu ürünlerin bir kısmı cam ürünlerdi. Müşterimiz siparişlerini teslim aldığında istediği araç camlarının pek çok farklı bölümünden kırıklar olduğunu söyleyerek geri bildirimde bulundu. Ürünler korunaklı bir şekilde paketlenmiş ve muhafazalı halde sevkiyata gönderilmişti(!) Sorun muhtemelen transfer firmasının taşıma  esnasındaki bir hatanın sonucu olabilirdi fakat kullanılamayacak haldeki ürünün nedeni müşterinizi ilgilendirmez hatta bu sizin modunuzu düşürecek bir durumdur. Müşteriniz teslimata kadar sizin yaşadığınız bu tür sorunlarla ilgilenmez; hammaddenizin fiyat değişimi, tedarikçi ağınızın daralması, kaliteli çalışanlarınızın tatile çıkması/işten ayrılması sebebiyle termin süresinin gecikmesi onun için önemli değildir. Müşterinizin beklentisi zamanında teslimatla beraber talep ettiği ürünün gerçekliğine yani sağlamlığına, özelliklerine istediği fonksiyonların çalışabilirliğine kendisine sunulan değere bakar. Sonuç olarak müşteriye kırılan ürünlerle birlikte aynı iki ürün daha hediye olarak gönderildi ve yeni siparişlerini alınmaya devam edildi.

Ürün yada hizmetiniz her ne olursa olsun; ister bir yazılım paketi ya da yeni tasarladığınız bir makine müşterinizi kaybetmenin maliyeti ona göndereceğiniz birkaç ürün maliyetinden daha fazladır.

Saygılarımla..

Globalleşen İş Dünyasın’da Satış ve Pazarlama

Satış ve Pazarlama?

 

Özellikle satış ve pazarlama gerek iş kolu olarak, gerek amaçsal olarak, gerekse varacağı sonuç olarak son derece titiz, kapsamlı ve önemli bir konu, bu konu sadece bizim sektörümüz için geçerli olmayıp tüm sektörlerin aynı düzeyde üzerinde durması gereken çok ciddi bir konu, öncelikle kendi sektörüm adına bir değerlendirme yapacak olursam ne için üretiyoruz satmak için üretiyoruz, tüm insanların serinlemek için en fazla tercih ettiği bir içeceğin standartlara uygun şekilde üretimini sağlayacak, üretilen içeceğin satış hacmini arttıracak, pazarlama ve satış kanallarını yönetebilecek, deneyim, donanım ve özellikteki personel adaylarının öncelikle eğitim, yetkinlik düzeyi ve iş motivasyonunu araştırırım, kendisini nelerin pozitif anlamda etkileyebileceğini ve çalışma süreci içerisinde en çok nelerden etkilenebileceğini tespit ederim, sonrasında ise profesyonellik seviyesini araştırır, şirket kültürüne, politikalarına ve çalışma ortamına sağlayacağı uyumu incelerim. Satış ve pazarlama önemli olduğu kadar elbetteki zor ve meşakkatli bir iş ya da süreçtir, bunun yanında ürün ve hizmetlerle ilgili teknik konular ve süreçler, inovasyon olgusu, firmanın piyasadaki konum ve ayrıcalıkları gibi unsurlarda üzerinde önemle durulması gereken konular.

 

 

Satış Personelin uygun özellikleri?

 

Satış ve pazarlama personeli bir şirketin gelişimi açısından elbetteki önemli fakat satış ve pazarlamayı yapabilecek yetkinlik ve donanımdaki bir personelin firmaya kazandırılması ve tutundurulması konularında yönetimin ve insan kaynaklarının firmadaki konumu çok daha önemli. Satış ve pazarlama personelinin dış görünümü, konuşma tarzı, kişisel bakımı ve karakteristik özellikleri dahi aradığımız önemli kriterler arasında, şu da bir gerçek ki müşteri icabında personeli yöneticisinden ve çalışma arkadaşlarından çok daha iyi analiz edebiliyor. Bir satış ve pazarlama personelinin başarılı olabilmesi için benim felsefemde eğitim düzeyi ve mesleki yetkinliği hatta deneyim süresi ikinci planda kalır, asıl önemli olan ise karakteristik yapısı ve iç motivasyon düzeyidir, akabinde mesleğine olan bağlılığı, disiplini, verdiği değer ve edindiği donanım. Benim için satış anlamında sıradan bir sokak simitçiside, bir kanal geliştirme uzmanıda aynı değerdedir, sağladıkları hizmet, ürün ya da edindikleri donanım anlamında farklılık olsa dahi aynı amaca hizmet ediyorlar, belki bir simit satıcısı için eğitim düzeyi önemli değilken bir kanal geliştirme uzmanı için eğitim düzeyi, donanım, ürünlerle ilgili teknik bilgi, süreçler hatta deneyimde elbetteki önem taşır.

Satış ve pazarlama alanında daima kendini yenileyen, yüksek motivasyona sahip, hırslı, azimli, sonuç odaklı, yüksek uyuma sahip, yaratıcı, alternatifleri geliştiren, en iyisini seçen ve uygulayan bireylerin başarılı olacağı ve ayakta kalacağı unutulmamalı, şirket yönetiminin başarı potansiyeli yüksek personelin varlığını kavraması, koruması, desteklemesi ve geliştirmesi de çok önemli bir unsur, bu anlamda bir ekip yöneticisinden CEO ya kadar önemli sorumluluklar düşüyor, kurumsal bir bünyede yönetici sadece hedef belirleyen, denetleyen ve sonuca göre karar veren bir nitelik taşımamalı, başarı potansiyeli yüksek personeline gereken motivasyon ve desteği de sağlamalı, başarılı olabilmesi için gerekli alternatifleri sağlayabilmeli, performans değerlemelerinde sadece statik yaklaşımlar sergilenmemeli, satış ve pazarlama işinin statik boyutun ötesinde dinamik bir niteliği olduğu gözardı edilmemeli.

Çünkü çalıştığım firma açısından niteleyecek olursam performans değerlemelerinde özellikle de satış ve pazarlamada çalışan personelimizle ilgili çeşitli skalalar belirleriz örneğin motivasyonu düşük, işten kaytarma eğilimi olan ya da sahip olduğu potansiyeli bilerek kullanmayıp firmaya külfet olma eğiliminde olan bir personelle yüksek motivasyona sahip, elindeki mesleki yetkinlik ve donanımı yüksek fakat kısa sürede gerekli verimliliği sağlayamamış olmasına rağmen belli bir süre sonra sağlayabilecek personeli birtakım teknik yöntemlerle ayırdetmeye çalışırız kaldı ki kurumsal bir ortamda bunun ayırdedilebilmesi de çok önemli bir olgu. Sonuçta hepimiz insanız, bizlerinde zaman zaman iş yaşamı içinde bocaladığı durumlar ya da amacımızın dışındaki birtakım etkilere maruz kaldığımız durumlar ister istemez olabiliyor hatta işimizi çok mükemmel dahi yapmış olsak bir tarafı olumlu anlamda etkilerken diğer tarafı olumsuz anlamda etkileyebiliyoruz, bu bakımdan işimizin ve iş yaşamı içindeki amacımızın ne olduğunu, edindiğimiz misyonun varacağı sonuçları, nereye ait olduğumuzu, artılarımızın ve eksilerimizin neler olduğunu, ilişkide olduğumuz tüm bireylere nasıl faydalı olmamız gerektiğini bazen sorgulama ihtiyacı duyabiliyoruz.

 

İK  ve Misyon?

 

Bizler insan kaynakları alanında yıllardır hizmet vermekteyiz, edindiğimiz misyonun odak noktası olan insan unsurundan hareket ederek bireyin iş yaşamında da diğer işletmecilik unsurlarından farklılığını belirginleştirerek gerek iş yaşamı için gerekse kendisi için nasıl faydalı ve etkin olabileceğini araştırıyoruz, bununla ilgili çalışmalar yapıyoruz, çalışmalarımızda yapıcı ve üretken olmaya çalışıyoruz, sonuçta da diğer işletmecilik unsurlarını şekillendirecek, etkinleştirecek, şirketlerin verimliliğini, sektör ve piyasadaki başarısını arttıracak dolayısıyla da ekonomik istikrarı şekillendirecek olan insan unsurudur.

Her şeyden de önemlisi görev yaptığımız şirketlerde stratejik bir misyon üstlenmeliyiz, iş yaşamında sadece vasıfsız personelin değil, bölüm müdürlerinin ve genel müdürlerinde bir insan unsuru olduğunu, onlarında çok başarılı işler yapabileceği gibi birtakım hatalarda yapabileceğini, belli noktalara odaklanıp birtakım durumları doğal olarak gözardı edeceğini düşünebilmeliyiz, böyle olmaması için iyi bir denetleyici olmalı, birtakım önlemler almalı, çalışmalar yapmalıyız ki bu durum gerçek bir kurumsallığıda ifade eder, yani 10-20 adım sonrasını görebilecek bir sorumluluğa sahip olmalıyız, tabi bu durum insan psikolojisinide çok iyi bilmemizi gerektirir.

 

Hataların Farkına Varmak?

 

Sadece sizler değil bizlerde işimizi yapmaya çalışırken zaman zaman birtakım hatalar yapabiliyoruz hatta kelimeleri bile doğru yerde doğru zamanda kullanmakta güçlük yaşayabiliyor, karşımızdaki kişinin yanlış durumlarla karşılaşmasına sebep olabiliyoruz, asıl önemli olan ise bu hataları farkedip gerekli düzeltmeleri uygun zamanda yapabilmek, böyle durumlarda fikir alışverişleri, birtakım dayanışma durumlarına da ihtiyaç duyulabiliyor.

Çok zor ve ağır sorumluluklar gerektiren bir iş yapıyoruz, işimiz sadece iş görüşmesi yaptığımız bir adayı değerlendirmekle sınırlı kalmıyor, çalışan en alt personelden, en nitelikli personele kadar değerlendirmemizi gerektiriyor. Sadece 20 dk lık bir iş görüşmesinin sonucunda söz konusu pozisyonu yapabilecek nitelikte bir aday değil kararı verdiğimizde, verdiğimiz kararın boyutlarını yeterince düşünebiliyor muyuz? Sahiden işimiz de profesyonel miyiz? İşin özü burada ! Bende yıllardır insan kaynakları alanında faaliyet sürdürüyorum ancak iş yaşamımda kusursuz ve dört dörtlük olduğumu hiçbir zaman belirtmedim ancak herhangi bir pozisyon için değerlendirme yaptığım adayın pozisyon için uygunluğuna karar verme sürecinde öncelikle söz konusu pozisyonun bağlı olduğu departmanın müdürleri taşıdıkları taşıdıkları statülere yeterince uygun mu? Herhangi bir pozisyonun yöneticisi iş görüşmesine gelen bir aday için olumsuz kararı veriyor fakat o yönetici bu kararı verirken yeterince sağlıklı olarak veriyor mu? Boyutunu da düşünürüm, insan unsurunun zaman içindeki değişkenlik parametresini de değerlendiririm. İşimiz adı üstünde insan kaynağı yani nitelikli insan gücünü sorumlu olduğumuz şirketlere çekebilmek.

 

‘Gamze Göçmenoğlu